| 1938 YILI SONUNDA YAPILAN SAYIMA GÖRE DENIZCILIK SUBESINDE MEVCUT DENIZ VASITALARI
Sinifi Cinsi Ismi Boyu Oturak
Tek çifte Yagli kürek Yildirim 4.50 m. Sabit
Tek çifte Yagli kürek Orhan 4.50 m. Sabit
Tek çifte Yagli kürek Cahit 4.50 m. Sabit
Tek çifte Klasik Necati 6.20 m. Müteharrik
Iki çifte Klasik Seref Hüsam 7.30 m. Müteharrik
Iki çifte Klasik Haydar 7.30 m. Müteharrik
Üç çifte Yagli kürek Necip Celal 10.50 m. Sabit
Üç çifte Yagli kürek Sehit Celal 10.50 m. Sabit
Dört tek Klasik Ferit Orbay 10.50 m. Müteharrik
Sarpi Klasik
Yarislardan dönüsler
1941 yilinda gittigimiz bir yarista Mayrik ve kazandigimiz kupalar.Hatirladiklarim
Yarislardan dönüsler ise bir baska alemdi.
Hep birlikte seslerimiz kisilincaya kadar özellikle Kadiköy sahillerinde söyledigimiz bir sarki vardi.
Galatasaray Denizciler Sarkisi
Bayragimiz ne güzel sari kirmizi
Bayragimiz ne güzel sari kirmizi
Kotramizin adi deniz yildizi, taka tak tak,
Zim - tak zim - tak dalgaya bak, hey
Çek mastor çek
Çek mastor çek
Pupa yelken açildik Adalara biz,
Pupa yelken açildik Adalara biz,
Denizlerin sahi, padisahiyiz, taka tak tak
Çek mastor çek
Çek mastor çek
Kizlar çilgin biz çilgin, denizler çilgin
Kizlar çilgin biz çilgin, denizler çilgin
Galatasaraylilar bu pek azgin,taka tak tak
Çek mastor çek
Çek mastor çek
Moda burnu önünde attik voltayi,
Moda burnu önünde attik voltayi,
Fenerbahçelilere soktuk zokayi, taka tak tak
Zim - tak zim - tak dalgaya bak, hey
Çek mastor çek
Çek mastor çek
1942 yilinda Samatya yarislari
Nazli Yar -Sazi Tezcan - Suha Dagdeviren - Fahriye Yen Bir hafta sonra 23 Agustos 1942 Pazar günü Tekirdag’da Türkiye Sampiyonasi vardi.
Denizcilik Bankasinin Tekirdag'a kadar giden bir eski vapuruna tek çifte ve iki çifte futalarimiz yüklendi
Adnan Akiska ‘nin baskanliginda Turhan Azak - Selim Kiliççi, ben, Nazli Yar, Suzan Erdilek ve simdi ismini hatirlayamadigim serdümenleri olan bayan vapura bindik ve Tekirdag' a gittik.
Orada yapilan Türkiye Sampiyonasi yarislarinda erkeklerde ve bayanlarda girdigimiz tek çifte ve iki çifte yarislarini kazanarak Türkiye Sampiyonu olduk,
O yarislardan hatirimda kalan en önemli husus yarislardan sonra Tekirdag’daki tören alaninda Valinin bize madalyalarimizi vermesi idi.
Beyaz bir ceket vardi üstümde, Vali madalyanin kurdelasinin ucundaki cengelli igneyi yakama bir geçirmisti ki, yakamda kocaman bir pas lekesi olusmustu ve sanirim pas lekesi çikmadigindan bir daha da o ceketi giyememistim.
Madalya ise gerçekten ayrica görmege degerdi.
Torna - tesviyeden çikmis bir alamet idi.
Dogal karsilamak lazim 1942 lerin Türkiyesi idi
Sonra Eylül ayinda, 12 Eylül Pazar günü yapilacak mukavemet yarislari için çalismalara basladik.
Turgut Atakol küregi birakmisti, meshur dört tek ekibimiz mukavemet yarisina nasil ve kimle girecekti.
Petro,kulübe o yil gelmis olan yeni kiymetler, Turhan, ( Azak ) Selim ( Kiliççi ) ve Hayri ( Karabulut ) ile bir dört tek olusturdu.
Bes on tane uzun mesafe antrenmani yaptik.
Yani Bebekten kalkiyorduk, Rumelihisardan karsiya vurup Anadoluhisari, Kanlica, Çubuklu, Pasabahçe Beykoz yapiyor sonra Selviburnundan Bebege kadar yaris küregi ile geliyorduk.
Derken yaris günü geldi.
Ne var ki Cumartesi günü müthis bir yagmur yagdi ve Pazar sabahi yagmur durur gibi oldu.
Beykoz’da yapilan ya da Beykoz’dan baslayan yarislarda ajanligin motoru bizim kulübe gelir yanasir, hakemlerin Rumeli sahilinde oturanlari bizim kulüpten motora binerler ve yaris yerine öyle giderlerdi.
Kulübe geldim.
Baktim hakemler bizden önce gelmisler, selamlastik, saygilarimizi sunduk, suradan buradan, havadan filan konusuldu.
Hakikaten çok kuvvetli bir poyraz esiyordu ve hava adam akilli sogumustu.
Söylemeyi unuttum, resimlerden de anlasilacaktir, o zamanlar spor malzemesi, sort, esofman,ayakkabi filan yoktu.
Bazi yillar, kulüpten Futbol takiminin eskimis formalarini getirirler, onlari giyip yarisa öyle girerdik.
Ipeklisi bile vardi
Daha eskiler çiplak ayak, don,atlet kürek çekerlerdi.
Ayaklarin kayisa geçirilmesi söz konusu degildi de çok saglam ve basamak denilen dayanaklar kullanilirdi.
Küregi geriye dogru, yani futanin bas tarafina dogru uzatabildigi kadar uzatip sonra ayaklarla basamaga var gücü ile dayanip kuvvetli pazilarla küregi ve dolayisi ile suyu çekmek lazimdi.
Oysa skiflerde oturaklar makarali oldugundan geriden öne gelmek için ayaklari kayislara geçirmek ve ayaklarla makarali oturagi öne çekmek gerekirdi.
Ayakkabisiz olarak çiplak ayakla kayislar baglanirsa kayis ayaklari keser, yara yapardi.
Yagli kürekte kürekçilerin popolari hep su toplar, kan çibani olur ve oturamazlardi.
Skiflerde ise söyledigim gibi ayaklar kayis tarafindan kesilir yara olurdu.
Tabi her iki stilde de avuçlarin içi nasir olur, bazen nasir oynar, ameliyat filan gerekirdi.
Bu nedenle kürekçiler ayaklarina eski ayakkabilarini giyerlerdi.
Isterse ayakkabinin alti olmasin di, ama, üstü olsundu.
Bu günküler gibi forma, hele esofman hiç yoktu.
Serdümenlerin derdi de arkalarindaki dayanak idi.
Sirtimiz, belkemigimizin üzeri hep siser, yara olurdu,
Yastik koyardim, küçük bir yastik ; arkama.
Esofmanin anlami isminden belli.
Sicak tutmasi için.
Ancak daha esofman bilinmiyor, kullanilmiyordu.
Yani adalenin isitilmasi, alistirilmasi filan gibi sporcu sagligi ile ilgili en ilkel bilgilerden bile yoksundu kürekçiler.
Sade kürekçiler mi ? Bütün sporcular.
Sik sik kollarina ve ayaklarina kramp girerdi.
Bu yüzden çogu kez bizden olsun, rakiplerden olsun kramp girdi diye yarisi birakanlar olurdu.
Hos, bizden bazi kürekçilerin geçildikten sonra kramp girdi diye küregi ve yarisi biraktiklarini da görmüstüm ya.
Diger kulüplerde de her halde öyleleri vardi.
Her neyse lafi uzatmayalim, kulüpte havadan sudan konusurken, hiç unutmuyorum, bizlerden birisi yarisin zor olacagini söyleyince hep Bas hakem olan Riza Sueri diye ismini unutmadigim kisi, (agir agir ve biraz da Rumeli sivesi ile konusurdu ) ziyani yok efendim, nasil olsa yokus asagi ineceksiniz, fark etmez demez mi, apisim kalmistim.
Tabii dil sürçmesi idi ama söylenmisti.
Suyun yokusu olur mu idi ?
Öyle ise Su terazisi ne demekti ?
Her halde Istanbul bogazi haritalarda hep Karadeniz yukarida Marmara asagi tarafta gösterilirdi ve gösterilir de ondan olsa gerek
Her heyse böyle bir lâf edildi idi, hiç unutmam
Daha sonra kulübe ait olan motorun pesine futamizi bagladik, içine bir dümenci oturttuk .
Beykoz’a geldik ve bir süre sonra da yaris basladi.
Rakiplerimiz Fenerbahçe, Demirspor, Beykoz, Bakirköy Halkevi ve Kagit spor' du.
Sanirim Beykoz’dan hareket edip Pasabahçe hizalarina geldigimizde en yakin rakibimizi bes on futa geçmistik.
Ondan sonra akintilari, dalgalari, anaforlari ve çirpintilari da kollayarak düzgün bir kürekle 1 saat 12 dakika 31 saniyede Moda' ya geldik ve birinci olduk.
Kulübe döndügümüzde hiç unutmuyorum Adnan Akiska ' nin arkadasi, üyelerden Leon Mitrani bize bir on lira verdi ve Adnan Akiska ‘ nin da haydi çocuklar, artik mevsim de bitti, gidin Ekspreste bir güzel yemek yiyin, bira da için size izin dedi.
Bizde Vedat Tekebas ' i da alarak hakikaten Eksprese gittik,
Iç taraftaki sol taraftaki ,yuvarlak mermer masalardan birine yerlestik ve o zamanlar meshur olan, sosis, cips ve tursu ile büyük sapli bardaklarda bira içtik.
Belki biranin içine votka da kattik.
Sanirim benim ilk içki içisimdi.
Yani yazarlar gibi ifade edecek olsam galiba Bay alkolle tanismam 20 Eylül 1942 tarihinde oldu demem gerekecek.
O günü hiç unutmuyorum, çünkü Vedat Tekebas da sarhos olmustu ve ikide bir serefe bardagini kaldirirken Yasa Mötrö Misyani diyordu, Mösyö Mitrani diyecegi yerde.............
Ve on liradan para da artti.
Selim KiliççiKarar Defterinden
Karar No: 22. Tarih : 21.9.1942
Mevcut : Tevfik Ali Çinar, Osman Dardagan, Ihsan Ipekçi, Adnan Akiska, Fuat Aray, Sefik Uras..........................
4 - Bebek lokaline bekçi olarak Tahsin'in ( Kazanci ) alinmasina
Hatirladiklarim
Yukaridaki kararda ismi yazili ve Kulübe Bekçi olarak alinmasina karar verilen Tahsin sonra kulübümüzde 40 yili askin süre Futbol subesinde malzemecilik yapmis olan Ahmet Kazanci'nin babasidir.
Tahsin efendi, Bebek' te bizim evin sokaginin kösesinde Hakki bey amca'nin (Coskun) Benzinci ve garajinda gece bekçiligi yapiyordu.
Kulübe ben tavsiye etmistim.
Karar üzerine kulübe alindi kulübün caddeye bakan kismindaki küçük bir bölümde ailesi ve ogluyla birlikte hem oturdu ve hem de kulübe bekçilik yapti.
Daha önce anlattiklarimdan, Idare Heyeti kararlarindan hatirlanacagi üzere o zamanlar Bebekteki lokal yaz mevsimi gelince açilir, Eylül sonu geldiginde kapanirdi.
Tahsin efendi kulüpte pek bulunmazdi ama, kulüpte ailesi vardi ya, kulüpte canli vardi ya, hirsiz gelemezdi.
Ahmet Bebekte, kulüpte büyüdü, 1951 yili kisinda daha önce de anlatmis oldugum gibi lokal kisin açik kalinca büfeye, mutfaga yardim etti.
Mubayaa yapmaya gitti.
Dürüst ve namuslu bir çocuktu.
Sonra 1952 de mi ? 1953 de mi kesin hatirlamiyorum, Adnan Akiska onu yukariya aldirdi ve 1994 yilinda vefat edinceye kadar futbol subesinde, önce Mecidiyeköy de Ali Sami Yen Stadinda, daha sonra da Florya’da malzemecilik yapti |